"Türkiye'de Darbeler ve 15 Temmuz Darbe Girişimi" tüm yönleri ile ele alındı
  |   |

"15 Temmuz Şehitlerini Anma, Demokrasi ve Milli Birlik Günü" etkinlikleri kapsamında Üniversitemiz tarafından düzenlenen  "Türkiye'de Darbeler ve 15 Temmuz Darbe Girişimi" konulu panel, 13 Temmuz 2017 tarihinde Manisa Kültür Merkezi Lale Salonunda gerçekleştirildi. 
"15 Temmuz Fotoğraf Sergisi" açılışının ardından başlayan panele; Manisa Valisi Mustafa Hakan Güvençer, Manisa Milletvekili Murat Baybatur, Garnizon Komutanı Alb. Güven Dere, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, Rektörümüz Prof. Dr. A. Kemal Çelebi, Şehzadeler Kaymakamı İsmail Çorumluoğlu, İl Jandarma Komutanı Jan. Alb. Özcan Kaplan, İl Emniyet Müdürü Fevzi Bilgiç, Şehzadeler Belediye Başkanı Ömer Faruk Çelik, Rektör Yardımcılarımız Prof. Dr. Bilal Gümüş ve Prof. Dr. Birol Kovancılar, Yunusemre Belediye Başkan Yardımcısı Şule Uygur, il müdürleri, öğretim üyeleri, idari personel ve Manisalılar katıldı.
Panel, Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan 15 Temmuz belgeselinden kısa bir kesitin sunulması ile başladı.
Prof. Dr. A. Kemal Çelebi, "15 Temmuz darbe girişiminin en önemli özelliği; tüm milli manevi değerlerimizi kullanarak, istismar ederek, bu milleti aldatmak suretiyle yok etme teşebbüsü olmasıdır."  
Panelin açılış konuşmasını yapan Rektörümüz Prof. Dr. A. Kemal Çelebi, 15 Temmuz 2016'da Türk Devletinin tarihinin en ağır saldırılarından biriyle karşı karşıya kaldığını belirterek, "Biz 15 Temmuz'u her ne kadar bir darbe girişimi olarak değerlendirsek de 15 Temmuz sıradan ve klâsik bir darbe girişimi değildir. Biz Cumhuriyet Döneminde bu darbeleri hep birlikte yaşadık. Fakat 15 Temmuz bunun ötesinde bir şeydir. Bu bir saldırı, bu bir işgal girişimi ve hatta bunun ötesinde Türk Devletini, milletini, onun değerlerini, onun medeniyet iddiasını, mefkûresini yok etme girişimidir. Sıradan bir girişim değildir. 15 Temmuz'u bu çerçevede ele alırsak ve değerlendirirsek daha doğru olur. 15 Temmuz darbe girişiminin en önemli özelliği; tüm milli manevi değerlerimizi kullanarak, istismar ederek, bu milleti aldatmak suretiyle yok etme teşebbüsü olmasıdır. Devlete, millete, değerlerimize ve aynı zamanda dine karşı bir saldırıdır. Allah'a binlerce şükür ki büyük Türk milleti cesaretiyle, kahramanlığıyla, özgürlük ve bağımsızlığından taviz vermeyen ruhuyla, anlayışıyla bu küresel tehdidi bertaraf etti. Ancak bu tehdidin tam olarak bünyeden söküp atıldığını söylemek mümkün değildir. Çünkü bu öyle bir organizasyondur ki bu toplumun içine, devlet kurumlarına, iş hayatına girmiş, hayatın her noktasına bir şekilde nüfus etmiş habis bir urdur. Dolayısıyla tabii ki bunun arkasında küresel bir akım, Haçlı ve Siyonist bir cephe vardır. Büyük Türk milleti, bu hain darbe girişimini 16 saatte akamete uğrattıktan sonra çok ciddi bir mücadele başladı. Kamu kurumlarında, hayatın her alanında, bünyeden bu hastalıklı hücreyi söküp atmak için ciddi bir mücadele verdik, veriyoruz ve vereceğiz. Ama şunu bilmemiz gerekiyor ki bu zor bir mücadeledir. Çünkü küresel güçler işin asıl tarafıdır. Bu milletin insanıyla ve bu milletin parasıyla, kaynaklarıyla böyle bir operasyonu gerçekleştirdiler. Bu milletin insanlarını, çocuklarını değiştirdiler, köleleştirdiler ve ahlâksızlaştırdılar. Biz her ne kadar ülke içinde bu ahlaksız terör örgütünü bertaraf etmek için çalışıyor olsak da hem insan kaynağı olarak, hem maddi olarak, hem de sağladığı destek itibariyle gücünü devam ettirdiğini görüyoruz. Burada asıl üzücü olan, apaçık yaşanmış böyle bir saldırıya tiyatro demektir. Hepimizin gördüğü, hissettiği bu girişimi değersiz hale getirmek, zannediyorum karşı karşıya kalacağımız en büyük tehlike olur. Elbette bu mücadelenin zorlukları var. Bu mücadele, tüm imkânsızlıklarına ve zorluklarına rağmen, güvenlik güçlerimiz, yargı birimlerimiz ve kamu kurumlarımız tarafından yürütülüyor. Çok istisnai olayları alıp, onları başka mecralara çekmek suretiyle bir algı operasyonuna kalkışmak, zaman içinde bizim en büyük zaafımız olarak ortaya çıkmış olacaktır. Bu noktada millet olarak bize düşen; hesaplarımızı, kavgalarımızı, çekişmelerimizi bir tarafa bırakarak bir ve beraber olmak, iri olmak, diri olmaktır. Şu aşamada çok ciddi ve sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Bölgemizde ve dünyada ciddi gelişmeler var. Dolayısıyla bize lazım gelen şey; birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi muhafaza etmektir. Bu darbe teşebbüsünü; sosyolojik, siyasi ve tarihsel boyutlarıyla, soğukkanlı bir biçimde, bilimsel çağrışımla değerlendirmek durumundayız" dedi.
Prof. Dr. Muzaffer Tepekaya, "Maalesef 36 Osmanlı padişahının 12'si darbeyle indirilmiştir. Bu padişahların bir kısmı da sadece tahttan indirilmekle kalmamış, hayatlarından da olmuştur."
Panelin moderatörlüğünü yapan Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Muzaffer Tepekaya Türkiye'nin darbe kuşağında yer aldığını dile getirerek, "Bunu tarihimize dayanarak söylüyorum. Osmanlıdan günümüze kadar tarihimize baktığımızda pek çok darbe, darbe girişimi ve isyanların olduğunu görüyoruz. Osmanlı Devletinde ilk darbe, Fatih Sultan Mehmet'e karşı yapılmıştır. Yeniçeriler Fatih'i yaşından da istifade ederek, küçük yaşta tahta çıkması nedeniyle tahttan indirmişlerdir. Fatih tahta geçtikten sonra, yeniçeri ağası başta olmak üzere darbeye öncülük eden herkesin cezasını vermiştir. Maalesef 36 Osmanlı padişahının 12'si darbeyle indirilmiştir. Bu padişahların bir kısmı da sadece tahttan indirilmekle kalmamış, hayatlarından da olmuştur. III. Selim, Sultan Abdülaziz, II. Abdülhamit gibi. II. Mahmut yeniçerilerin illetinden kurtulmak için 1826'da Yeniçeri Ocağını lağvetti ama darbeler bitmedi. Devreye başka saikler girdi. Bunların en önemlisi, Türkiye'nin ve dünyanın başına bela olan Rotschild ailesidir. Biz biliyoruz ki Osmanlı Kırım Savaşında, Osmanlı Devleti Rotschild ailesine borçlandı ve bu aile hâlâ dünyanın başına beladır. 1945'te ilk borçlanma yaşandı ve peyderpey devam etti. 1876'da da Osmanlı Devleti iflas etti. Sultan Abdülaziz tahttan darbeyle indi. Akli dengesi bozuk olduğu iddia edilen ama masonluğu kesin olan, Fransa'da masonluğa giren V. Murat darbeciler tarafından tahta geçirildi. Ancak beş aylık bir sürenin ardından II. Abdülhamit tahta geçti. 1909'da II. Abdülhamit de darbeyle tahttan indirildi. Osmanlıda son darbe İttihat ve Terakinin 1913'teki hükümet darbesidir. Seçimleri Hürriyet ve İtilâf Fırkasının kazanacağına kesin gözüyle bakılırken, İttihat ve Terakki, Enver ve Talat darbeyle hükümeti ele geçirdi. Bu darbe illeti, Cumhuriyete de intikâl etti. 1950'de seçimle iktidara gelen, üç defa üst üste seçimle iktidarı kazanan Adnan Menderes 27 Mayıs 1960'ta darbeyle indirildi ve iki bakanla birlikte idam edildi. Böylesi bir darbe, 1982 yılına kadar bayram olarak kutlandı. Hürriyet ve Anayasa Bayramı. Bir başka garip nokta da bu darbeye hâlâ ihtilâl denmesidir. Oysa ihtilâl halk hareketidir, halkın yönetime el koymasıdır. Ardından 1980 darbesi ve 28 Şubat postmodern darbe ve 27 Nisan E-muhtırası geldi. Ancak Türkiye 2002 yılında yeni bir döneme girdi. Ak Parti iktidarı ile Cumhuriyetimizin 100. yılına yeni bir yelken açıldı. Kalkınma hamlesi başladı. Sanayi, teknoloji, eğitim, sağlık ve haberleşme alanında büyük yatırımlar yapıldı. Mega projeler devreye sokuldu. Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim ve Osmangazi Köprüleri, İstanbul-Eskişehir-Ankara yüksek hızlı tren hattı, Ankara-Konya yüksek hızlı tren hattı gibi. Türkiye bir anda dünyanın gündemine oturdu. Bölgesinin önemli bir devleti haline geldi, vatandaşımızın refahı arttı. Türk lirasının döviz karşısındaki değeri arttı. En önemlisi de Rotschildlerin hegemonyasına son verildi. Yani IMF 2008 yılında Türkiye'den kovuldu. Türkiye; Londra, Washington, Brüksel ve Tel Aviv'den daha bağımsız politikalar üretmeye başladı. İşte dış güçlerin Türkiye'ye olan bütün husumeti burada başladı. Maşaları, din ve himmet diyen hainleri devreye sokarak darbe girişiminde bulundular" diye konuştu. 
Prof. Dr. Haluk Selvi, "15 Temmuz; bize kendisine güvenen, tertemiz bir gençlik inşasını fısıldıyor. Onlara sahip çıkmalı, kucaklamalıyız."
Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Selvi, "Dakika Dakika 15 Temmuz Darbe Günlüğü" konulu konuşmasında, "15 Temmuz, bizlere bir taraftan acı ve hüznü hatırlatıyor; bir taraftan da geleceğe dair sevinç ve umutlarımızı kabartıyor. Anadolu'daki Türk İslam Devleti, tarihi içerisinde kendi içinden çıkan bir grubun kendi insanlarına bu kadar acımasızca saldırdığı, ihanet ettiği başka bir tehditle karşılaşmamıştır. Türk İslam Devletleri bu coğrafyada birçok işgal ve isyanı yaşadı. Ancak bunlardan hiçbirisi 15 Temmuz'da yaşadığımız kadar acı ve hüzün vermedi. Henüz birinci yılındayız ve bunun kontrollü bir darbe olduğuyla ilgili iddialar, hem içerde hem dışarda karşımıza çıkmaktadır. 249 şehidin ve 2000'den fazla gazimizin olması da ayrıca hüzün ve acı veriyor. Zira bu darbe teşebbüsü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi müesseselerine karşı yapılmış bir darbedir.  Halkın özgür iradesiyle seçmiş olduğu milletin vekillerine karşı, Başbakanına, Cumhurbaşkanına karşı yapılmış bir saldırıdır. Hedefin bir siyasi parti ya da bir şahıs olmadığı açık ve net bir şekilde ortadadır. Amaç yaklaşık olarak 20 yıldır Ortadoğu'da yaşanan kargaşa ortamına Türkiye'nin de çekilmek istenmesidir. Tabii ki milletlerin geçmişlerinde acı ve hüzün sayfaları vardır.  Bu milletler yaşadıklarından aldıkları ibretlerle güçlenirler. Bizlerin de bu hain darbe girişiminin birinci yılında çıkaracağımız çok dersler vardır. Geleceğe daha güvenli yürüyebilmemiz için, dünyanın merkezi olan bu coğrafyada daha sağlam bir şekilde ayakta kalabilmemiz için, şu an üzerimize oynanan uluslararası oyunlardan yeteri kadar ders çıkarmak ve ibret almak zorundayız. İlk kez, daha birinci seneyi devriyesinde olan bir olayı ele almak ve değerlendirmek zorunda kalıyoruz.  Bu kadar çabuk sonuca varmak ve neticeleri görmek, tarihi hadiseler için pek mümkün değildir. Bu coğrafyada var olmak istiyorsak, bu coğrafyada yaşamak istiyorsak, bu hadiseden çok büyük dersler ve ibretler çıkarmalıyız. Birliğimizi ve beraberliğimizi 15 Temmuz üzerine inşa etmek zorundayız. Bir taraftan düşünüldüğünde, içimizde 40 yıldan beri yapılanan bir pisliğin temizlenmesi, bizim adımıza sevindirici bir gelişmedir. Bu yapılanmanın; adalet sistemi içerisinde, silahlı kuvvetler içerisinde yer alması, bizleri ilerleyen yıllarda daha büyük hadiselerle karşı karşıya bırakabilirdi. Aklı azmış olan bir grubun Türkiye Cumhuriyetine karşı girişmiş olduğu silahlı bir eylemden bahsediyoruz. Bunu kendi içimizde temizlememiz; siyasi olarak, askeri olarak, üniversite olarak ve YÖK olarak mümkün değildir. İşte bu nedenle bu intihar eylemi, bu grubun kendisini yok etme eylemi olarak vukuu bulmuştur. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti şanslıdır" dedi.
Selvi, "Peki, o gece neler yaşandı?" diye sorarak, "O geceyi anlamadan, bugün ülke üzerine oynanan oyunları anlamamız mümkün değildir. Bu yüzden o güne gitmeli ve dakika dakika neler yaşadığımızı gözden geçirmeliyiz. Ne kadar tehlikeli bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzu ancak o gece yaşananlar bize açıklayabilir. Darbe teşebbüsünün gerçek olmadığını, masum insanların olduğunu, fetöcülerin mağdur olduğunu iddia etmek, Türkiye'nin başına yeni belalar açar. İstanbul ve Ankara'dan sonra bu eylemin en kanlı gerçekleştiği şehirlerden birisi Sakarya'dır. Sakarya'da Valilik basıldı ve 21 gazi var. O gün Valiliği basanlar tarafından insanlara ateş açıldı. Halk büyük tepki gösterince bu eylem neticesiz kaldı. Bu yaşananları bir kitap haline getirdim. O gün orada Tugay Komutanlığına vekâlet eden bir albay vardı. Tuğrul Coşkun. Bütün WhatsApp yazışmaları ele geçirildi ve Valilikteki görüntülerle birlikte yayınlandı. Bu albay kendisinden daha düşük bir rütbede olan İstanbul'daki abilerinden emir alıyor. Amirini dinlemeyeceksin, bir alt rütbendeki askerileri dinleyeceksin. Bu komutan yazışmalarında "Halk Tugayın önüne toplandı, beni istiyor. Ne yapmalıyım?" dediğinde kendisine verilen emir: "Vurun, ezin yok edin"dir. Bazı olaylar bize bu darbenin ne kadar planlanmış bir olay olduğunu gösteriyor. Benim de görev yaptığım Sakarya Üniversitesinden Adil Öksüz hadisesi. Biliyorsunuz olayın merkezi Akıncı Hava Üssü. O gün bütün komutanlar İstanbul'da bir düğündeydiler. Oraya bir helikopter indi, bütün komutanları topladı ve götürdü. Etkin olarak iş yapabilecek bütün komutanları etkisiz hale getirmiş oldular. Bu düğünde olmayan tek komutan Akın Öztürk'tü ve Akıncı Hava Üssünde bu organizasyonu idare ediyordu. Akıncılar Hava Üssünde jandarmanın yakalayıp gözaltına aldığı 4 önemli isim daha vardı. Bunlardan birisi Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Adil Öksüz'dü. O gece orada bulunan ikinci isim üst düzey yönetici Kemal Batmaz'dı. Bu kişi cemaat tarafından çok iyi bilinir. Cemaatin eğitim işini organize ediyor. Diğer isimler; Bilgi Teknolojisi Kurumunda çalışan Harun Biniş ve psikolojik danışman Nurettin Oruç'tur. Bunların hepsi orada olma gerekçelerini tarla almak olarak beyan etmiştir. Akıncılar Hava Üssü darbenin merkeziydi ve ABD'den talimatla Adil Öksüz ve Akın Öztürk bu hareketi organize ediyorlardı. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın yaveri yakalandı ve itirafçı oldu. Genelkurmay Başkanlarını nasıl dinlediklerini ve bu bilgileri kimlerle paylaştıklarını anlattı. Bunların hepsi ABD istihbaratına aktarılıyordu" dedi.
Selvi, 15 Temmuz'un tüm gerçekliğiyle ve halkı sıkmadan bıktırmadan anlatılmak zorunda olduğunu vurgulayarak, "Türk İslam tarihi bir bütündür ve parçalanamaz. Yaşadığımız hadise Yunan İşgali hadisesinden farklı bir şey değildir; Doğu'da PKK'nın gerçekleştirmiş olduğu terör eylemlerinden farklı değildir. Yaşadıklarımız ve gördüklerimiz bu yapının uluslararası bir örgüt olduğunu bizlere gösteriyor. O gün açıklama yapan Yurtta Sulh Örgütünün ülkeyi nasıl yöneteceği belirlenmişti. Olağanüstü Hal Valisi, kolluk kuvvetleri, şehir şehir hakim ve savcılar belirlenmişti. Uluslararası bir mesaj bile yayınladılar. Hiç kimse kaynağı bu yurdun içinde olan şeylerden korkmasın. Bilakis kaynağı dışarıdan olan hadiselerden korksun. PKK ve Fetö, kaynakları dışarıda olan örgütlerdir. Bunlar bir hücre yapısı içinde faaliyet gösteriyorlar. 15 Temmuz, bize kendisine güvenen, tertemiz bir gençlik inşasını fısıldıyor. Onlara sahip çıkmalı ve kucaklamalıyız.  Biz iri olduk, diri olduk ve bu coğrafyada yaşamayı başardık ve bundan sonra da yaşamayı başaracağız" diye konuştu.
Sinan Cihan, "Hiç kimse, meşrep ve mezhep farklılığı adına caminin dışında ibadet yeri edinmemeli, sohbet adı altında caminin alternatifi kabul edilebilecek hiçbir mekânda buluşmamalıdır."
Manisa İl Müftüsü Sinan Cihan "Darbeler ve Din" konulu konuşmasında, Diyanet İşleri Başkanlığının 3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde, Din Şurası üyelerini olağanüstü toplantıya davet ederek Ankara'da Olağanüstü Din Şurası gerçekleştirildiğini belirtti. Din Şurasında oluşan, ulusal ve uluslararası düzeyde kamuyla paylaşılan kanaat ve görüşlerden bir kısmını tekrar dikkatlere sundu. 
Bu tür dini görünümlü yapıların toplumu bir kez daha aldatmasına fırsat vermeme adına; her seviyede din eğitim ve öğretim anlayışının gözden geçirilmesi gerektiğinin altını çizen Cihan, "Bu toplumun her ferdinde Kur'an boşluğu vardır. Bu toplumun her ferdine Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)'in hayatı yeterli ölçüde öğretilmelidir. Müslümanların ibadetlerini topluca ifa edebilecekleri mekânların mescit ve camiler olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Hiç kimse, meşrep ve mezhep farklılığı adına caminin dışında ibadet yeri edinmemeli, sohbet adı altında caminin alternatifi kabul edilebilecek hiçbir mekânda buluşmamalıdır. Eğer başka yerlerde buluşmak istiyorsak, bu mutlaka camilerde bir araya geldikten sonra gideceğimiz mekânlar olmalıdır. Ezan okunduğunda Müslümanların toplanacağı mekân camidir. Bunu hem Kur'an'ın genel öğretilerinden anlıyoruz, hem de Peygamber Efendimiz (s.a.s)'in daha hicreti tamamlamadan güzergâh üzerinde mola verdiği yerde ilk olarak bir cami ve mescit inşa etmesinden anlıyoruz. Medine'ye teşrif ettiklerinde daha kalacakları yeri tespit etmeden, ilk iş olarak mescit yerini tespit etme girişiminden ve hamlesinden anlıyoruz. Dolayısıyla Müslümanların toplanma mekânı, ibadet mekânı, dua ve niyazlarını Yüce Allah'a topluca arz edecekleri mekânlar camilerdir. 15 Temmuz 2016 tarihinde bu millet Allah'ına tevekkül ederek yola çıktı, bu şer odaklarının operasyonunu yetersiz kıldı. Bu dirayeti bize bahşeden yüce Allah'ımıza sonsuz şükürlerimizi arz ederek hepinize saygılar sunuyorum" diye konuştu.
Doç. Dr. Zafer Atar, "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır, ortak paydamız vatandır. Ülkümüz ise tek bayrak, tek vatan, tek millet ve tek devlettir."
 "15 Temmuz Darbe Girişiminde Manisa'da Yaşananlar" konulu konuşmasına, 15 Temmuz gecesi Manisa'da camilerden salâların okunması ve halkın sokağa çıkma görüntülerden oluşan videoyu izleterek başlayan Üniversitemiz Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zafer Atar, "Salâ, bayrak ve ezan, bunlar bağımsızlığın yegâne temsilcileridir. 15 Temmuz gecesi Türk tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Türk milleti karşı karşıya kaldığı bu alçaklığı, bu ihaneti bertaraf etmeyi başarmıştır. Tabii tüm bunların gerçekleşmesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın halkı sokağa davet etmesi, onun cesaret ve dirayeti oldukça önemlidir" dedi.
Görüntülerden de izlendiği üzere Manisa'da bir askeri kalkışmanın gerçekleşmediğini hatırlatan Doç. Dr. Atar, "Başta Manisa Valisi Mustafa Hakan Güvençer olmak üzere, halkımızın olağanüstü tepkisiyle bu kalkışma gerçekleştirilemedi. Gösterdikleri tutum, dirayet ve bulundukları noktalar bunu engelledi. Aslında şunu da belirtmek gerekir ki Türkiye'de yaşanan büyük resmin küçük bir parçasıdır. Batılı güçlerin Ortadoğu'yu yeniden dizayn etme heves ve arzusu bir taraftan devam ediyor. Türkiye'yi istedikleri kıvama getirme emelleri var. Bunu dışardan başarmaları mümkün olmadığı için içerde PKK, Fetö gibi unsurları kullanıyorlar. Devletimiz bunlarla mücadele ederken, bizlere de birey olarak çok büyük sorumluluklar düşüyor. Özellikle gençlere 15 Temmuz'u doğru dürüst ve bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Hangi etnik kökenden, hangi siyasi görüşten, hangi dini inançtan olduğumuzun çok büyük önemi yok. Söz konusu vatansa gerisi teferruattır, ortak paydamız vatandır. Ülkümüz ise tek bayrak, tek vatan, tek millet ve tek devlettir" diye konuştu.
Prof. Dr. Muzaffer Tepekaya, "Hiç şüphesiz 15 Temmuz'da yapılan mücadele, bir istiklâl ve istikbâl mücadelesidir, bir milli mücadeledir."
Panelin bir değerlendirmesini yapan Panel Moderatörü Prof. Dr. Muzaffer Tepekaya, "Hiç şüphesiz 15 Temmuz'da yapılan mücadele, bir istiklâl ve istikbâl mücadelesidir, bir milli mücadeledir. Bugün Recep Tayyip Erdoğan, bizim milletimiz tarafından Gazi Mustafa Kemal Atatürk kadar sevilmektedir. Bu, halkın liderine inanması ile izah edilebilir. Ben Mithat Cemal Kuntay'ın 'Mehmet Akif' kitabını özellikle getirdim. Orada kısa bir anektod var. Mithat Cemal Kuntay Mehmet Akif'e İstiklal Marşı'nı yazdıktan sonra soruyor: "Akif, sen Çanakkale Savaşları döneminde de şiirler yazdın ama o şiirlerinde kurtuluştan bu kadar emin değildin" diyor. Akif de, "Başımızdaki lideri kim görse inanırdı" diye cevap veriyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da, "Biz canımızla, kefenimizle yola çıktık" dedi ve bu millet ona inandı, bu darbeyi engelledi.  Bu millet liderine inanınca peşinden gidiyor ve geleceğe böyle güzel bir miras bırakıyor. Gazilerimizi saygıyla, şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onları unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız" diye konuştu.  
Panel, Moderatör Prof. Dr. Muzaffer Tepekaya ile panelistler Prof. Dr. Haluk Selvi, Sinan Cihan ve Doç. Dr. Zafer Atar'a teşekkür belgelerinin takdim edilmesi ile sona erdi. 
 
link 
 
 



 
Haber: Protokol Basın ve Halkla İlişkiler Koordinatörlüğü ||  basin.cbu.edu.tr ||  basin@cbu.edu.tr ||  0236 201 10 70 ||  0236 201 10 71
 Okunma Sayısı:  10